Once upon a time…
Drawn from: a lighthouse in the edge of the world, Present world story, Mentor, looking for an old friend. Told in Turkish.
Deniz feneri, dünyanın kenarında, dalgaların hırçın bir şekilde kayalara çarptığı bir yerde duruyordu. Yıllar boyunca, bu yalnız yapı, fırtınalı gecelerde gemilere rehberlik etmişti. Ancak bugün, deniz feneri başka bir hikayeye tanıklık edecekti.
Ahmet, eski bir dostunu aramak için yola çıkmıştı. Yıllar önce, yakın arkadaş olan Ahmet ve Mehmet, hayatın farklı yollarına savrulmuşlardı. Ahmet, büyük şehirde kariyer yaparken, Mehmet sessizliği ve huzuru tercih ederek deniz fenerine bekçi olmuştu. Ahmet, çocukluk anılarını canlandıran bir mektup almıştı Mehmet'ten. Mektupta, "Eski günleri yad etmek için buraya gelmelisin," yazıyordu.
Ahmet, deniz fenerine vardığında, içini bir heyecan kapladı. Kapıyı çaldı, ama cevap alamadı. Endişeyle etrafa bakındı ve sonunda deniz fenerinin arkasında, kayaların üzerinde oturan bir siluet gördü. Bu, Mehmet'ti. Yıllar, onun yüzüne derin çizgiler bırakmıştı ama gözlerindeki ışıltı aynıydı.
"Ahmet!" diye seslendi Mehmet, dostunu gördüğünde. İkisi de birbirine sarıldı. Ahmet, "Seni bulmak için buradayım," dedi. Mehmet, "Beni bulmak için buraya gelmen gerekirdi," diye yanıtladı gülümseyerek.
Gün batarken, ikili deniz fenerinin tepesine çıktı. Ahmet, eski dostuyla geçirdiği anların değerini bir kez daha anladı. Mehmet ise, dostluğun mesafelerle sınırlanamayacağını biliyordu. İkisi, deniz fenerinin ışığında, geçmişin ve geleceğin dostluk üzerine kurulduğunu fark ettiler. O gece, deniz feneri sadece gemilere değil, iki eski dostun kalplerine de yol gösterdi.
Did it land?