Once upon a time…
Drawn from: Eastern European, Blacksmith guild member's story, Superhuman Helper, seeing snow for the first time. Told in Turkish.
Bir varmış, bir yokmuş, Doğu Avrupa'nın kırsalında, ağaçların dallarında kuşların şarkı söylediği, çocukların sokaklarda neşeyle oynadığı bir köy varmış. Bu köyde, Demirci Loncası'nın en yaşlı üyesi olan dede Boris yaşarmış. Uzun, beyaz sakalı ve bilge gözleriyle köyün en saygı duyulan bilgesiymiş.
Bir gün, kış geldiğinde, dede Boris ateşin başında otururken, pencereden dışarı baktığında gözlerine inanamamış. Gökyüzünden beyaz taneler dökülüyormuş. İlk defa kar görüyormuş! “Ho ho!” diye gülmüş, “Nedir bu beyazlık, gökyüzünün pamukları mı!”
Köyün çocukları şaşkınlıkla dışarı çıkmış, ellerini gökyüzüne uzatmışlar. Kar taneleri, onların avuçlarına inip eriyormuş. Dede Boris, “Bu kar, bir peri masalı gibi!” demiş. "Bir zamanlar kış perileri, gökyüzünden beyaz örtüler dokurmuş, ta ki dünya bir beyaz yorgan giyene dek."
Çocuklar karla oynamaya başlamış, neşeyle yuvarlanmış ve birbirlerine kar topu atmışlar. Dede Boris, karın üzerinde yürüyerek ormana doğru ilerlemiş. Her adımında kar çıtırdıyormuş; bir senfoni gibi. “Kış, kendi müziğini getirir,” diye mırıldanmış.
Köylüler, beyaz örtünün altında toplanıp, geleneksel şarkılar söylemiş ve sıcak çorbalar içmişler. Dede Boris, onlara eski Doğu Avrupa masalları anlatmış, karın huzur getirdiğini, doğanın bir armağanı olduğunu söylemiş.
Zaman geçtikçe, kar köyün bir parçası olmuş. Herkes karın getirdiği neşe ve birlik duygusunu sevmiş. Ve dede Boris, penceresinden dışarı her baktığında, kalbinin gençleştiğini hissetmiş.
Böylece çocuklar, dede Boris'in anlattığı masallarla büyümüş, her kar yağdığında gökyüzüne gülümseyip, “Kış perileri yine çalışıyor,” derlermiş.
Ve gökten inen her kar tanesi, küçük bir mutluluk dansıymış.
Did it land?